|
29 kişi kendisini tutuyor, 21 arkadaşı var.
17.04.1940 doğumlu, 68 yaşında. maydanoz olarak çalışıyor. http://bordersofmind.blogspot.com adlı bir sitesi var.
topluluklarüyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
Herkes İçin Karalama Defteri
|
| tuttum | heastina |
| tuttum | Bestloser |
| tuttum | bayarca |
| tuttum | elbar |
| tuttum | SrknNsl |
| tuttum | carol24 |
| tuttum | olympospearl |
| tuttum | eeda |
| tuttum | daphne396 |
| tuttum | MeLondY |
| tuttum | Alec Yulin |
| tuttum | borderlinee |
| tuttum | comelenkiz |
| tuttum | dunkelblondtaube |
| tuttum | sanal rocher |
| tuttum | linet |
| tuttum | ZEMHERi TEMMUZ |
| tuttum | ByCOOL |
| tuttum | pinny |
| tuttum | PhenoMENon |
| tuttum | Katatonikim |
ölümsüz
biz ki en sağır kulaklara sevdalar fısıldardık
sabah serinliği taşırdı ezgilerimiz
kan uyku infazlar için kapılar çaldığında
burçlarımızda kefenleri kana bulayıp
kollarına sardık rüzgarın
ölüm çaresiz kalıp çığlıklar attı arkamızdan
o büyük sevdayı bu kadar umutlu
bu kadar namuslu taşımak için
tereddüt etmedik eğilmedik
kanımızla yazılacaktı umudun şiiri
adını koymuştuk özgürlüğün
bir kez çıkmıştı ağzımızdan söz
ve biz pimi çekilmiş yürekle
dalmıştık karanlığın ortasına
dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat
ve düşerken
özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda
Alıntı
YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN
Senin sana rağmen bir yüzün var
Herkesin ilk aşkına benzeyen
Beklemek kadar acı , anlamak kadar zor
Nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
Yok karşılığı yüzünün
Senin sana rağmen bir yüzün var
Herkesin ilk aşkına benzeyen
Yaklaştıkça imkansız uçurumlar
Nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
Yok karşılığı yüzünün
CEZMİ ERSÖZ
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
YALNIZ ADAM
Yalnız adam bir merdiven
Bir yere götürmez insanları
Ve sarayların bütün kapıları
Farksızdır ona bir zulümden
Yalnız adamın eğiktir kolları
Nefesi çizgi çizgi gözü bir tane
Yastığı başka yerde
Uykusu sokak kadını
Yalnız adamın parmakları rüzgar
Kül olur ona ne verilirse
Hiçbirşey alamaz hatta zevk bile
Tozdan başka onu bulsa da tekrar
Yüzü yok yalnız adamın
O ancak yağmur için pencere
Ve gördüğün anlayışlar onun üstünde
Adeta parçası manzaranın
O kayıp bir mektuptur ancak
Yanlış adres mi vardı yoksa üzerinde
Sevgiler diyordu ama kime
Hangi eller onu yırtmış olacak
Louis Aragon
Yak Sevdanın Çırasını
Ne hüzünler kurtarır seni
ne çeyiz sandığının ceviz gölgesi
ve ne de acının ses duvarındaki
yorgun ve bıkkın bekleyişler
Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü
Yak sevdanın çırasını türkülerle
barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata
hüznün isyana dönsün artık
bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya
Ahmet Telli
YAĞMUR KAÇAĞI
Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.
A.İlhan
VE MONA ROZA
Peygamber çiçeginin aydinliginda ara
Sana dogru uzanan çaresiz ellerimi
Sirrimi söylüyorum vefakar baliklara
Yalniz onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarini rüzgara
Bir çocugun ardina düsen heykellerimi
Peygamber çiçeginin aydinliginda ara
Bir çevre sag elimden bulanik suya düstü
Ve bogazimi sikti parmaklar ince uzun
Günahkar topragimin saçindan bir tel düstü
Sana ne olmus Roza, bir derde tutulmussun
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pisti
Noel agaçlari ve manolyalar kahrolsun
Bir çevre sag elimden bulanik suya düstü
Su sapkayi çikarip atiyorum irmaga
Her seyim sizin olsun,hep sizin, kesik baslar
Rüyasinda örümcek baslarsa aglamaya
Içine gül koydugum tüfek ölmeye baslar
Günahini sirtina yüklenen kaplumbaga
Gibi ölüm önünde özbenligim yavaslar
Öyleyse bu sapkayi atiyorum irmaga
Bu erkekler kokuyu kediler gibi alir
Ve kediler de her gece sürünür yastiklara
Denizleri bahtiyar eden günler kisalir
Satilmayan çiçekler zehirli ve kapkara
Unutulmus erkekler ve kadinlara kalir
Bir geyigin eriyen gözleri düser kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alir
Ve yalnizlik, sigara külü kadar yalnizlik
Ve topragin rüyaya yilan gibi girisi
Sana da Mona Roza, tasbebegi biraktik
Ellerinde kiliçli baliklarin bir disi
Senin hatiran kadar büyük, yeni, karanlik
Senin hatiran kadar Allah ve seytan isi
Ve yalnizlik, sigara külü kadar yalnizlik
Bugün yalniz yagmura tahammül edecegim
Ta bogazima kadar çikan deli yagmura
Tüyüme horozdan çok itimat edecegim
Itimat edecegim su belali yagmura
Ruhumu bayrak yapip ben teslim edecegim
Asilmis bir adamin iki eli yagmura
Bugün yalniz yagmura tahammül edecegim
Bir tren isigina, günese çekmek seni
Ve bir sehir yaratmak ruhundan Geyve diye
Parçalanan gemiyi ve yirtilan yelkeni
Kativermek sessizce söylenen bir türküye
Ve sonra bir kösede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bu bitmeyen sarkiya
Bir tren isigina, günese çekmek seni
Sana tavus kusunun içine girdigini
En son söz olarak söylemek istiyorum
Içimde tavuslarin kayboldugunu
Bana da bir çift ak kanat kaldigini
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum
Içime girdigini, tüyünü yoldugumu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum
Peygamber çiçeginin aydinliginda ara
Sana dogru uzanan çaresiz ellerimi
Sirrimi söylüyorum vefakar baliklara
Yalniz onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarini rüzgara
Bir çocugun ardina düsen heykellerimi
Peygamber çiçeginin aydinliginda ara...
Sezai Karakoç
VAZGEÇİLMEZİMDİN
Yakınlaştıkça kaybolan
bir kente dönüşürdün
Keşfedilmezim olurdun
içinde yolculuk etsem de...
Günahkar mevsimimdin.
Hiç umut yoktu sende
o yüzden vazgeçilmezdin,
vazgeçilmezimdin...
CEZMİ ERSÖZ
Üç Dil
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Tahrik
Birakin ince kavak seslerini sehrin içinde
paralar yasli kizlarin koynunda yatarken
birakin köprülerin üstüne yagmur
ve basma perdelerden lânet bize.
Sasilacak bir dünyada yasamakti; ögrendik
simdi külçeler yüklüyüz sasilacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çikmak istiyoruz yokusu
Sokaklar gittikçe kati bizim adimlarimiza
pesimizde bütün bahçeleri bosaltan ter kokusu
yankimiz soyunup sevap rahatligi alinan yataklarda
yürek elbet aciyor esvap degistirirken
bizden artik akmasi beklenilen kan da akti
kovulduk ölümün genis resimlerinden.
Efsanelerden kovulduk
kan ve demir kelimeleri söyleyince
elbiseler içindeyiz, sehrin içinde
önümüz iliklenmis, ayakkaplarimiz bagli
kimsenin uykusunun feslegen koktugu yok
altikirkbeste vapur ve sanci geç saatlerde
eski savasçilar vesair geçmiyor bulutlardan
çiçek alip eve götürüyoruz
bunun bir delilik oldugunu bile bile
en issiz duygularin ucunda karakollar
asmalarin alti tuzak ve tuzak caddelerde
külçeler yüklüyüz, çikmak istiyoruz yokusu
gözler kisilip bakiliyor bize.
Biliniyor
bizim mahsustan yasadigimiz
biliniyor
sarkilarin sirasi bizde
biliniyor
hayat bizden razidir
biliniyor
otlarin sarardigi yerlerde günes
kursunun degdigi tende heves kalmistir.
.
Ismet Özel
Sultan-i Yegâh
samdanlari donaninca eski zaman sevdalarinin
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin
nemli yumusakligi tende denizden gelen âhin
gizemli kanatlari ruhta ölüm karanliginin
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin
yansiyan yasli gülüsmelerdir karasevdali suda
bülbüller kirilir umutsuzluktan yalnizlik korusunda
eylem dagilmis gönül tenha çalgilar kis uykusunda
ölümün tartisilmazligi nihayet anlasilsa da
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin
bir baskasinin yasantisidir dönüp arkamiza baksak
çünkü yasadiklarimiz baskasinin yargisina tutsak
su yasak rüzgâr yasak açik kapilar yasak
belki bu karanlikta yasaklari yasaklasak
baslar ay dogarken saltanati sultan-i yegâhin
Attila Ilhan
Sisler Bulvari
elinin arkasinda günes duruyordu
aylardan kasimdi üsüyorduk
agacin biri bulvarda ölüyordu
sehrin camlari kaygisiz gülüyordu
her köse basinda öpüsüyorduk
sisler bulvari'na aksam çökmüstü
omuzlarimiza çoktan çökmüstü
kesik birer kol gibi yalnizdik
daglarda atesler yanmiyordu
deniz fenerleri sönmüstü
birbirimizin gözlerini ariyorduk
sisler bulvari'nda seni kaybettim
sokak lambalari öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmis bir çocuk gibiydim
dokunsaniz aglayacaktim
yenikapi'da bir tren vardi
sisler bulvari'nda ölecegim
sol kasigimdan vuracaklar
bulvar duraginda düsecegim
gözlüklerim kirilacaklar
sen rüyasini göreceksin
çiglik çigliga uyanacaksin
sabah kapini çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce tas kesileceksin
aglamayacaksin! aglamayacaksin!
sisler bulvari'ndan geçtim sirilsiklamdi
islak kaldirimlar parliyordu
durup dururken gözlerim daliyordu
bir bardak sarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler bogazima sarilmislardi
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacagim
sisler bulvari'ni hatirlayacagim
kirmizi melek sarkisindan bir satir
lodos'tan bir satir yagmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satir hatirlayacagim
seni hatirlatanin çenesini kiracagim
limanda vapurlar uguldayacak
sisler bulvari bir gece haykirmisti
agaçlari yatiyordu yoksuldu
bütün yapraklari sararmisti
bütün bir sonbahar aglamisti
aglayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahir
bütün siirlerimi yakacaktim
yalnizlik bana dokunuyordu
eger sisler bulvari olmasa
eger bu sehirde bu bulvar olmasa
sabah ezaninda yagmur yagmasa
süphesiz bir delilik yapardim
hiç kimse beni anliyamazdi
on bes sene hüküm giyerdim
dördüncü yilinda kaçardim
belki kaçarken vururlardi
sisler bulvari'ndan geçmedigin gün
sisler bulvari öksüz ben öksüzüm
yagmurun altinda yalnizim
agzim elim yüzüm islaniyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklimi fikrimi çeliyorlar
aksaray'da isiklar yaniyor
sisler bulvari ayaklaniyor
artik kalbimi susturamiyorum
Attila Ilhan
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ
Çıplak heykeller yapmalıyım.
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı
kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri
gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım,
resimlerden...
Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dört yüz bin tekliğinden
On kuruş verecek.
Seni satmam çocuğum
Dört yüz bin tekliğe.
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin
Söylemeliyim
Yok
Yok... meydanlarda
bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler
okutturmalıyım.
Baygınlık getiren şiirler.
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt
götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hakla o eski,
o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.
Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem, nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...
Bir kere duyursam hele
güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür
ağlasam
Boş geçirdiğim bağırmadığım
sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı
boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan, Yunus'tan...
(SAİT FAİK ABASIYANIK)
SEVGİNİN ÖNÜNDE
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım..